24 Şubat 2014 Pazartesi

Bir önceki kayıtta salınca gidiyor demişim, evet kesinlikle öyle oluyormuş. Bugün neredeyim. Bakırköy'e geri döndüm. "Yuva" diye yazdım sonra sildim. "Ocak" diye düşündüm, O da değil. Benim gördüğüm ve bildiğimi sandığım hastane bu değildi. Hastanede kendimi huzurlu hissettiğim alanlar-kişiler var. Arada kaçıp yanlarına gidiyorum. Arada ne yaptık. Dönüşümün sebebi "vefa". Aslında yönetici olarak dönmek istemedim. Genel cerrahi uzmanı olarak dönmek istiyordum. Neyse Şişli "Hamidiye"Etfal Hastanesinde çok güzel 13 ay geçirdim. 114 yıllık bir hastane. Çapa dan sonra bir devlet hastanesinin de kurum kültürüne sahip olabileceğini gösteren büyük örnek. Bana çok şey kattı. Orada sizin bir kuruma birşeyler katabileceğinizi gördüm. Ancak bunların kurum kültüründe sadece bir nokta olduğunu ancak işleyişe müdahale edebildiğinizi gördüm. Bu işleyiş değişikliklerinin kültüre yansımasının çok uzayabileceğini anladım. Zekayı, oyunun nasıl kuarulacağını ve oynanacağını görüp, santrancın nasıl muhteşem bir oyun olduğunun bir kez daha hakkını verdim. Ancak bu 13 ayın ardından planladığımız ve yaptığımız şeyler, yavaş yavaş hayata geçiyor. İşleyişte değiştirmeye çalıştıklarımızın değiştiğini (e-order ve buna bağlı satın alma süreçleri), ameliyathane, kemoterapi, Kardiyoloji, KVC...... Neyse burada ne oldu. Hastaneyi 16 Mart 2014 te sayın Başbakan ın katılımı ile açtık. Aslında sürecin yetişme şansı yoktu. Ancak hastanedeki çalışanların hastaneyi ne kadar sahiplendiğini, ne kadar özveri ile çalıştığını bu olayda gördüm. 5 günde koca hastaneyi açılışa hazır hale getirdiler. Hepsine tek tek teşekkür etmem gerekli. Emeklerine, yüreklerine sağlık. Arada beni çok üzen bir iş kazası oldu. Bir arkadaşımız üstelik makula dejenerasyonu olan, gözünden yaralandı. Acil ameliyata alındı ve herhangi bir görme kaybı olmadan bu iş sonlandı. Neyse şimdi hedef ameliyathaneyi açmak.e-order a geçmek.

15 Aralık 2012 Cumartesi

Evet. arada ne oldu. Şişli Etfal Hastanesine yönetici olmayı kabul ettim. Ve yaklaşık olarak 6 haftadır oradayım. Alıştığım,kurduğumuz kültürden çok uzak kendine has kültürü olan bir kurum. Biz Bakırköy de çok şanslıydık. Oranın kurum kültürü yoktu ve bizler hep beraber o kültürü oluşturmuştuk. O da gönüllü kölelik esasına dayanan, çok çalışan ama kurumu da kendinin sayan anlayıştı. Ancak kurum da her halukarda çalışanın yanında duruyordu İyi günde kötü günde. Bu nedenle aidiyet duygusu inanılmazdı. Burada aidiyet duygusu yok. Bıraksanız herkes kaçmaya meyyal. 1.6 çalışan memnuniyeti.Bunun farklı nedenleri olabilir bilemiyorum. Kimisi döneri söylüyor, kimisi buraya ait hayat şartlarını, kimisi sağlık bakanlığının düzenlemelerini. Ancak bunlar her yerde mevcut. Bence bu hastaneye birileri umutsuzluk aşısı yapmış. Geleceğe ait beklenti karamsar. Daha önce Ali Kemal in söylediği bir laf vardı. O zaman anlamamıştım. Buradaki herkes herşeyi biliyor, ama günlük pratiğe geldiğinde uygulamıyor. Siz bunları söylediğinizde ise biz zaten bunları biliyoruz, siz dünkü çocuklardan akıl mı alacağız yaklaşımı!!! O zaman bunun olabileceğine çok inanmamıştım. Ama ben bu hastanede bunu gördüm. Ama hala inanamıyorum. Çünkü ben sağlıkta çalışanların analitik düşünme yeteneğine sahip olduklarını biliyorum. Aslında sorunların ismlerine ve çözümlerine inanılmaz rahat bir şekilde ulaşabiliyorlar. Problem, sorunun çözümünün anlık olarak ona zarar verecek olması. İlginç olansa konuşulduğunda aslında uzun dönemde kendisinin de yararının olacağının herkes farkında. Bu süreçte en çok üzüldüğüm asistanlarımdan uzak kalıyor olmam. Onların bu süreçten zarar görme olasılığı. Aslında önce böyle düşündüm. Ancak sonra bıraktığım klinikte, kuralların katılımla alınması nedeniyle bunun böyle olmayacağını düşünmüştüm. Çünkü tüm kuralları herkesin onayı ile koyduğumuzu düşünüyordum. Bu nedene kendime biraz da yüklenmiştim ilk cümledeki düşüncem nedeni ile. Kendimi dev aynasında görmem nedeniyle. Ve daha 1 ay olmadan kuralların farklılaşmaya başladığını, herkesin kendi kafasına göre kurallar koymaya başladığını ve bunun kaos getirdiğini gördüm. İşte bu noktada kendimi inanılmaz kızgın olarak buldum. Çünkü aslında kurallar insanlar benimsemeden koyuluyormuş ki 1 ay geçmeden hepsi bozulmuş. Ben aslında bir hayal dünyasında yaşıyormuşum. Benim arkadaşlarım dediğim insanlar aslında bunu benimsememişler sadece "miş gibi yapıyorlarmış" Ve asistan arkadaşlarım adına daha fazla üzüldüm. Hele bir de saçlarının zorla kestirilmesine hiç kimsenin tepki göstermemesine. Sizi yok farzederek sizin yönetiminiz altındakilere insanlar bir şeyler yaptırabiliyorsa ve siz bununla ilgili bir tepki göstermiyorsanız siz aslında yoksunuz, fiziki olarak var olmanız bir anlam ifade etmez. Ve insanların size saygı duymasını bekleyemezsiniz.Ve bir diğer nokta insanların sizi kabul etmelerini ve saygısını sadece size devletin verdiği yetkileri insanları mutsuzluğu pahasına kullanarak sağlayamazsınız. İnsanları mutluluğunu düşünmeden başarılı olma şansınız ise asla yoktur. Neyse bugünlük bu kadar.

2 Ekim 2012 Salı

Bir kere salınca gidiyor. Neredeyse 2 ay olmuş.Neler mi oldu. Her zamanki koşturma her zamanki hengame. Ben ameliyat yapmayı seviyorum. Ben mesleğimi seviyorum. Kendimi hasta bakarken mutlu hissediyorum, ya da ameliyat yaparken. Neden mi? İnsan bir şeyi neden sever ki? Bazan şişmanlık ameliyatları yapmayacağım dyorum. Sonra ameliyat ettiğim hastalardan birisi geliyor. Yüzündeki gülümseme, hayata olan bağlılığı muhteşem. Evet diyorum hekimlik işte bu. İnsanların gözündeki o mutluluğu görebilmek. Onda biraz olsun pay sahibi olabilmek. Ama sonra elinize yazı geliyor bütün keyfiniz gidiveriyor. Ama olsun ben bu mesleği seviyorum. Bu mesleği yapmaya devam edeceğim. Neler görmedim ki. Ben kilo aldım, eşim beni boşayacak diyerek ameliyat olmak için gelen bir hasta mı ararsınız, ben artık ayakkabılarımı bağlayamıyorum diyen mi, ben bu vucuttan nefret ediyorum diyen mi? Ama işin kötü tarafı her ne kadar her tür önlemi alsanız da işler kötü gittiğinde ameliyatta, veya sonrasında, ya da aile içinde yine öyle ya da böyle suçlanan siz oluveriyorsunuz. Halbuki küretaja gün almışken siz durdurmuşsunuzdur onu ve çocuk sahibi olmasına neden olmuşsunuzdur, ya da en ufak probleminde sizi aramaktadır yardım için. Size sonuna kadar güvendiğini söylemekte, bunu her şekilde her yerde ifade etmektedir. Ama sonra feda edilecek ya da suçlanacak ilk kişi siz olursunuz daima. Sanırım bu mesleğimin gerçeği. Yapacak bir şey yok. Ben hakkımı helal ediyorum hastalara, ya da yaptıklarımı tekrar olsa sonuna kadar yapmaya devam edeceğim. Ancak hastaların çevresindeki insanlar var ya. Kocaları ya da karıları ya da ablaları ya da her neyse. Onlar için aynı şeyler geçerli değil.

13 Temmuz 2012 Cuma

Evet. Yeni ünvanımız. "Polis düşmanı" Nereden mi çıktı? Nasıl mı kazandık? Kolay. Kurşunlanan polisi ameliyat edip hayatını kurtarırsınız, sonra el üstünde tutarsınız, oluşan pankreas fistülü için ERCP sini yapıp pankreatik sfinkterotomi yaparsınız, tek kişilik odaya yatırırsınız... Yanında refekatçi kalan arkadaşları servisinizin tüm düzenini bozar, çalışanlara sarkıntılık etmeye kalkıştıklarında uyarırsınız, tahlillerin yapılması için acile değilde polikliniğe kan almaya yollarsınız, sonra çok uğraştığını düşünerek acille konuşup tahlillerini oradan yaptırırsınız; kendisine yan baktığınız gerekçesi ile hastanın yanındaki kişi tarafından arkadaşınız Sağlık Bakanlığı özel kalemine şikayet edildiğinde siz tepki gösterirsiniz.... Ve mutlu son. Bu ünvanı alıverirsiniz grup olarak. Nasıl kolaymış değil mi? Ben şunu söylüyorum inşallah o bize polis düşmanı diyenler kendilerini tanıtma fırsatı bulamadan bir karakola düşerler. İnşallah orada normal vatandaşa yapılan muameleye maruz kalırlar.... Bir insana bundan daha büyük beddua olmaz sanırım. Bir insan çok kolaylıkla ben hekimleri sevmem, ben doktorları sevmem diyebilir.Bu çok doğal karşılanır. Peki acaba ben polisleri sevmem diyebilir mi acaba aynı kişi? ya da ben hakimleri sevmem,savcıları sevmem diyebilir mi? Milletvekillerini sevmem diyebilir. Peki ben komiserleri sevmem diyebilir mi sizce? Ve daha da önemlisi bu normal karşılanır mı sizce? Hekimler kendi forumlarında .....bey hekim düşmanı deseler, bu kişi endise duyar mı acaba? Peki polisler kendi forumlarında sizi polis düşmanı olarak yaftalarsalar ne olur acaba? Sizce ne düşünülmeli, ne yapılmalı, ne hissedilmeli. Oysa bir sorsalar gerçekten ne düşündüğünüz. Bir sorsalar ne hissettiğinizi. Ben toptan kamplaşmak istemiyorum. Ben polisler kötü, hekimler iyi, öğretmenler kötü, mimarlar iyi demek istemiyorum. Her grubun birbirini düşman olarak bellediği bir sistemin içinde yer almak istemiyorum. Herkeste iyi ya da kötüler var. Biz kendi içimizdeki kötüleri ayıklamak zorundayız. Herkes kendi içindeki kötüleri ayıklamak zorunda. Sistemin kötülüğünden orada çalışanları sorumlu tutamazsınız. Ben aynı şeyden şikayetçiyken bunu nasoıl söylerim. Sağlık sisteminin aksayan yanlarından hekimin suçlanmasından şikayetçiyim. Ben sadece çizilmiş çerçeve içinde hareket ediyorum. Sistem kötü dizayn edilmiş. Ama sistemi çizen değil uygulayan suçlanıyor. Böyle saçmalık olmaz. Sistemi dizayn edenleri sorgulamak gerekli. Söylediğim sadece bu. Öbür taraftan ben memur değilim, başkaları ısrarla aksini söyleseler de? Beni memur olduğuma kimse inandıramaz. Ben "Hekimim". Ben "Genel Cerrahi Uzmanıyım". Onlar ne derseler desinler ne yaparlarsa yapsınlar, ben etik değerlerden ve din, dil, ırk, meslek ayrımı yapmadan hastaya yararlı olmaya çalışmaktan asla vazgeçmeyeceğim. Allah'ın bizim ellerimize bahşettiği, ustalarımızdan aldığımız, Bir Tokat lı nenenin deyimiyle "Hz. İsa'nın ellerinden yadigar" şifacılık hanginizde var? Bu benim oyunum. Kimsenin oyununu oynamak zorunda değilim. Bu maç benim, kuralları bana ait. Bu kuralları, siz üç kuruşluk laflar ediyorsunuz diye bozmayacağım.

8 Temmuz 2012 Pazar

İktidari ele geçirdiğinizde elinize gecen şansı nasıl değerlendireceğiniz önemlidir gercekten. Gecmis donemde size yapılanların öcünü mü alacaksınız, yoksa bir daha böyle seyler olmaması İcin objektif kriterler koyup ona göre mı davranacaksiniz? Kolay olanın ilki olduğunun farkındayım. Ama o zaman sizin de şikayet ettiginiz insanlardan ne farkınız kalır ki? Biz adil olmak zorundayız. Adaleti sağlamak ve onun sürmesi İcin gerekli olan koşulları sağlamalıyız. Bu bazı dönemlerde bizi acitsada bunu yapmak zorundayız. Kuralları koymalı ve onları işletmeliyiz.Biz bizi biçtiler diye birilerini bicemeyiz,biz bize haksızlık yaptılar diye birilerine haksızlık yapamayız. İNSAN olmak bunu gerektirir.

17 Haziran 2012 Pazar

Düzenli yazamıyorum artık. Bu aralar, yok bunu geri aldım sürekli bir hengame içinde koşturuyorum. Önceleri kendime hata buluyordum. Düzenli olamıyorum ya da organize olamıyorum diye ama yok. Sürekli bir şeyler çıkıyor işte. Arada annem-babam geldi gitti. Ev taşıdık. Falan filan. Ne diyorsunuz benim rüküşlerime

2 Haziran 2012 Cumartesi

Yine ara vermişim epeyce. Arada buraya yazmak lazım ne oluyor diyor. Biraz izin yaptım arada. 2 hafta kadar. İyi geldi. Kafam daha rahatladı. Bu arada Ulusal Cerrahi Kongresine gittik. Robotik Cerrahi Kursunda mide yi anlattım. fena değildi. Ama her zamanki çekememezlikler, her zamanki dengesizlikler.Yapacak bir şey yok bazıları bazı şeyleri kendi tekellerinde görüyorlar. Başkaları bunları yaptığında saygı sınırları zorlanmaya başlıyor. Sonrasında Kasım ayındaki Avrupa kongresinde, bana sorulmadan bana verilmiş bir oturum başkanlığını reddettim. İsterseniz Bakırköy den size robotik ameliyat yapabilirim dedim, tepki malum. Bazıları böyle bir şeyin üzerine atlayabilir ama bana göre değil. Başka...önemli olan tamamen standartları koymak ve ona herkesin uymasını sağlamak. Bizi diğer ülkelerden farklı kılan bu. Aslında kuralları koyuyoruz, ama bunu uygulamaya yanaşmıyoruz. Neyse bir diğeri, saygısızlık yapan bir meslektaşınıza ne yaparsınız? Telefon açıp insanlara küfreden birine. Herhalde yok saymak lazım. O seviyeye düşmemek en iyisi. Belki de en acıtıcısı budur, yok sayılmak, hiçlik duygusu. Daha önce de söyledim. Artık hayatımda kavga dövüş istemiyorum, ha bu kaçtığım anlamına gelmiyor. Gerekirse bunu da yapmak lazım. Ancak her kavganın içine atlamanın da anlamı yok ))))) Bugünlük bu kadar yeter.